20 Temmuz 2010 Salı

Festival Günlüğü - 3. ve Son Gün (Pazar)

Bugün büyük gün. Çok büyük gün. Metallica ile 4. buluşmamız gerçekleşecek!

Eskiden konser deyince benim aklıma Harbiye Açıkhava'da Kayahan veya Kuşadası'nda Ahmet Kaya konseri gelirdi. Ama 90'lı yılların başından itibaren dev isimlerin gelip stadyumlarda konser vermesiyle birlikte konser kavramı ses düzeni, sahne şovu, dev ekran, ayakta izlemek, sahneyi görememek, akşamki konser için sabahtan sıraya girmek ve tabii konser alanından mutluluktan uçarak ayrılmak gibi anlamlar da edindi.


Metallica İstanbul'a ilk geldiğinde sene 1993'tü. Metallica albümü 1991'de çıkmıştı ve grup hemen 2 sene sürecek Wherever We May Roam turuna başlamıştı. Bu kapsamda Amerika, Avrupa ve Uzakdoğu'yu gezmişler; ancak bize uğramamışlardı. Ama bir sonraki sene Nowhere Else To Roam turu yaptılar ve Avrupa bacağında, 25 Haziran'da İstanbul'a da geldiler. Hiç unutmam konserin sponsoru Pepsi idi ve orada muhasebe bölümünde çalışan ve konsere gitmeyi deli gibi istediğimi bilen komşumuz bana bedava bilet getirmişti :) O zamanlar ne okulda, ne de mahallede bu müziği dinleyen arkadaşlarım vardı. Tamamen yalnızdım. Dolayısıyla konsere gidebileceğim bir arkadaş grubum da yoktu. Fakat, tek başıma otobüse binmeme ancak orta sonda izin vermiş ailem için de 16 yaşındaki kızlarını kimlerin geleceği, ne olacağı belirsiz koca stadyuma, uzun saçlı, tuhaf görünümlü bir takım tiplerin yaptığı, muhtemelen kötü şeylerden bahseden, acaip gürültülü bir müziği dinlemeye tek başına göndermek kabul edilebilir bir şey değildi. Daha müziğin mi adı metalika, grubun mu onu bile tam anlayamamışlardı :) Neyse ki çözüm basitti: Daha önce Guns'n Roses konserindeki taktiklerini uyguladılar ve beni ailenin en aklı başında ve güvenilir olarak bilinen yeğeni Teknik Abime emanet ettiler. Ancak bilmedikleri nokta Teknik Abimin Queen hastası olduğu ve GNR konserine sırf ön grup Brian May Band diye katlandığıydı :)


Konser günü, 13 yaşında olan kardeşim ile birlikte Teknik'in Şişli'deki ofisine gittik. Dediğim gibi etrafımda heyecanımı ve sevincimi paylaşabileceğim birileri yoktu. Ben heyecandan yerimde duramaz ve bir an önce stada gitmek isterken Teknik geniş geniş "Gideriz, oturun, kola içer misiniz?" modelindeydi. En sonunda stadyuma gittiğimizde kardeşime de bir bilet alıp "Hadi siz girin izleyin, çıkışta da yine ofise gelirsiniz, sizi eve bırakırım" dedi. Biz "Fakat, nasıl olur, annem.." diye kekelerken de bizi turnikelerden içeri soktu ve gitti. Bugün kardeşimle konuşuyorum da, o konserden ikimizde de hiç gidip su, kola, sandviç vs almak veya tuvalete girmek gibi bir anı yok. İkimiz de yerimizi bırakmamışız galiba. Hatta kardeşim herkeste renkli ışıkların olduğunu, bir amcanın ona da vermek istediğini, kendisinin "Benim param yok" dediğini, adamın da "Senden para isteyen mi oldu koçum" diip ısrarla vermek istediğini; ama buna rağmen ışığı almadığını hatırlıyor. Nasıl bir tembihlemişse annem artık :)))


O ilk konser benim için de, kardeşim için de hep "en iyi" konserdir. Büyülenmiş gibi çıkmıştık staddan. Orada yaşadığımız heyecanı, mutluluğu başka bir konserde yaşayamayız herhalde, James beni sahneye çağırıp öpmedikçe :) Kardeşimle aramızdaki bağı güçlendiren en önemli olaydır bir de bence. Ortak sır gibi bir şey. Çok değerli bir anı..


Çok fazla baskılı t-shirt falan giymeyi, bir şeyin adını üstümde taşımayı sevmiyorum; ama Metallica bu konuda bir istisna. Fixxxer converselerime bayılıyorum. Bir şekilde acıdan beslenen bünyem şarkıya da bayılıyor zaten.

Dolls of voodoo all stuck with pins
One for each of us and our sins
...

So tell me can you heal what father's done?
Or fix this hole in a mother's son?
Can you heal the broken worlds within?
Can you strip away so we may start again?
Tell me can you heal what father's done?
Or cut this rope and let us run?
Just when all seems fine and I'm pain free
You jab another pin
Jab another pin in me


Blood for face
Sweat for dirt
Three x's for the stone
To break this curse
A ritual due
I believe I'm not alone
Shell of shotgun
Pint of gin
Numb us up to shield the pins
Renew our faith which way we can
To fall in love with life again
To fall in love with life again
To fall in love with life again
To fall in love
To fall in love
To fall in love with life again

...

No more pins in me.

Metallica büyüme serüvenimde bana eşlik eden ve kendilerinin de olgunlaşma süreçlerine tanık olduğum bir grup. Metallica benim için Jason'lı kadrodur, mevcut haline çok da Metallica diyemiyorum. Rob'u bir türlü sevemedim, yakıştıramadım. Jason'ın yarısı kadar back vokal yapamıyor ve şekilci bir insanım belki ama beyaz çoraplarına da uyuz oluyorum. Bir gün yakalayıp çekicem kulaklarını "Bi daa giyilmeyecek o çoraplar!" diye.


Grubun beyni ve finans dehası Lars olabilir; ama kalbi James'tir bana göre. Ben bu adamı ilk gördüğüm andan beri nasıl seviyor ve beğeniyorum anlatamam. İlk gençlik yıllarımdan bu yana gizlice günlüğünü okur gibi şarkı sözlerinden duygularını, düşüncelerini takip ettiğim bir ulaşılamayan sevgili. Gerçi artık olsa olsa bir abi :) Geçenlerde Eurybie karısı ve çocukları ile çekilmiş bir resmini gönderdi. Allahım bayıldım. Her fotoğrafta, o gayet sıradan olan karısının mutlaka ya elini tutuyor, ya beline dolanıyor. Fotoğraflarından nasıl bir mutluluk ve heyecan akıyor belli değil. Bu yüzden de çok takdir ediyorum kendisini. Helal olsun diyorum. Bu metalci abilerin bir kısmı (mesela Dave Mustaine, Sebastian Bach, Kirk Hammet, Slash...) alkolün, karının, kızın dibine vurduktan sonra gayet güzel evlenip bir de çocuk yaptılar. Lars da çocuk sahibi oldu ama evliliğini yürütemedi, onu saymıyorum. Ondaki ego ve çene ile bir kadının baş etmesi biraz zor. Ne diyordum? James... Hastasıyım işte, daha fazla lafa gerek yok. Bütün o karizması, sahnede bir dev gibi bacaklarını yaya yaya yürümesi, kendine güveni, masmavi gözleri, vokalist/ gitarist/ şarkı sözü yazarı/ besteci/ frontman olarak yeteneği, başarısı bir yana, samimiyetini, normal bir insan olmasını ve başarısızlıklarını, zayıflıklarını da gayet açık kabul etmesini çok seviyorum. Bende kredisi hiç bitmeyecek insanlardan biridir kendisi (Bana bak, ne oluyosa bana :))). Ama kendi kulaklarımla duysam mesela abuk subuk bi şii dediğini "Ay yok, öyle demek istememiştir o ablası" diye savunurum inatla yani :)


Taste me you will see
More is all you need.


İşte yani böylesine böyük bir günde, Gren ve Foma'yı maalesef kaçırıp, Anthrax'a yetişebilmek umuduyla kardeşimle evden çıktık. Ancak daha sonra yine "Dur ya yokuşu yürüyerek inelim, tadı ayrı oluyo" modeline girince, onun da yarısını kaçırdık. Kapıdan girip yolda biralarımızı alıp tribüne çıktık, sağlı sollu selam verip yerimize geçtik. Kuzenler falan gelmişti hep. Anthrax abiler gayet iyiymiş, son 3 şarkıdan bile anlaşılıyordu, "Keşke başından itibaren yakalasaydık" dedik; ama Megadeth'le olan randevuya çok çok az kaldığı için pek de üzülemedik. Şu "That One Night" DVD'sini aldığımızdan beri bir Megadeth konserinde Hangar 18 söylenirken davulların arasında Mee-gaa-deth ve Symphony of Destruction çalarken de gitar aralarında Mega-deth-Mega-deth-...-Mega-deth demek için ölüyordum :) Çok şükür rabbim bu günleri de gösterdi.


Megadeth'in çıkış anını hatırlamıyorum. Kötü ses düzenini, Dave Abinin bu sebeple zırt pırt arkaya doğru yok olmasını, hala acaip gür ve boya da olsa acaip kızıl saçlarını, seyirciyle pek diyaloğa girmemesini (ver, kafasını önüne eğip gitarını çalsın), beyaz gömleğini ve tabii ki beyaz Megadeth bilekliklerini (konser sonrasında öpüp seyirciye attı, ahhhh), She-Wolf hariç sevdiğim tüm şarkılarını çaldıklarını ve maalesef üstüne A Tout Le Monde da çaldıklarını, "Ay gıcık oluyorum inşallah çalmazlar" diyen benim ise şarkının girişini duyar duymaz "Don't remember where I was" diye bağır çağır giriştiğimi hatırlıyorum. Biz görmedik; ama rivayet odur ki ses düzenine iyice gıcık kapan arkadaşımız sahneden inerken gitarını kolonlardan birine saplamış. Eline sağlık.




Bu arada konser öncesi veya sonrası bilmiyorum, sahne arkasında Big 4'un fotosunu çekmeye çalışıyorlar. Anthrax'ın minicik boylu ve yaşlı solisti de arkalardan kendini göstermeye çalışıyo, başaramayınca gelip en öne çömelmeye kalkıyo. Bunu gören James-kadar-olmasa-da-nispeten-dev Deyv Abi adamı kolundan çekip tek hamlede ayağa kaldırıyo ve kendi önüne koyuyo. Yani aslında gayet iyi niyetle ve saygıdan yapıyo bu hareketi ama amca onun yanında o kadar minik ki resmen kukla gibi sallanıyo, çok komik bir sahne :)

Ve Slayer. O neymiş öyle ya? Nasıl bir hayran kitlesi vardır? Bacak kadar veletler bile Slayer tişörtleriyle dolaşıyordu ortalıkta. Grup çıkar çıkmaz saha içi kaynamaya başladı ve  irili ufaklı pek çok pogo girdabı oluştu.

Slayer da indikten sonra yerinde duramama faslı başladı. Tuvalete gideyim, biramı alayım, herşeyim tam olsun telaşına düştük. Kızlar tuvaletinin önüne gittiğimde sıranın dışarılara taşmış olduğunu gördüm. "Uf ne yapsam?" diye düşünürken kardeşim erkekler tuvaletinden çıktı. "Orası boş mu?" - "Boş" - "E ben gireyim oraya?" - "Gel" şeklinde gelişen sohbet sonrasında kardeşimin bekçiliğinde en az kızlar tuvaleti kadar iğrenç ama şükür ki boş erkekler tuvaletini de görmüş oldum. Artık tamamen hazırım!

Hava kararmaya başladı. Artık her an Ecstasy of Gold'u duymaya başlayabiliriz.

....

Gerisi bir rüya.


Ya bu ne şeker bir insan allahım yarebbim.

James sahneye çıktığı anda koca stadı avucunun içine aldı ve sahneden inene kadar da bir yere bırakmadı. Tempoyu ve heyecanı hep üst düzeyde tuttu. Bir an bile konsantrasyonumuz dağılmadı.

Ecstasy of Gold ve Creeping Death'i hiç kıpraşmadan ve ses çıkarmadan izleyip videoya çekmeye ahdetmiştim. Başlangıçta gayet iyi gitmişim; ama "die! die!" dediğimiz bölümde maalesef gaza gelmişim :)

2008 konserinde nerede nasıl eşlik edeceğini biraz el yordamıyla bulan seyirci bu sefer konsere acaip hazırdı. Daha James bir şey demeden kendi bölümlerine girişti, "Helal olsun!" dedim kendimize. Zaten o da Creeping Death'te çıkardığımız ses nedeniyle ellerini kulaklarına koyup "İnanamıyorum!" hareketi yaptı.

Blackened, Trapped Under Ice ve Fuel beni benden aldı. Blackened'da her "fire!" deyişinde alevler çıktı, muhteşemdi.

Nothing Else Matters'da sahneye sandalye kondu. Şarkının girişi çok romantikti; ama sonra gitar solo kısmında sandalyeye tekme koyup kalktı, sandalye Lars'ın yanına uçtu :) 

"Death Magnetic turunun son konseri" diip ağladı :))))))) "Turu bitirmek için daha iyi bir yer düşünemiyorum" dedi; ama galiba bunu Lars dedi. Lars yine elini boğazına koyup "Bittim" hareketini yaptı, yemedik.

James takılıp düşüyormuş numarası yaptı. Yere oturup pena show yaptı. Penaları dişine takıp dişlek oldu :))))

Bradfan çalarken kamera sahnede, davulda, gitarlarda, orada burada yer alan yazıları çekmeye başladı. Sonra da Setlist'i göstermeye başladı, yavaş yavaş aşağıya indi. Artık bilerek mi yaptı, kazara mı oldu bilmiyorum; ama Bradfan'den sonra Trapped'in geldiğini gördük.

Jaymz Seek and Destroy için saha ışıklarını yaktırdı, "Hepimiz sahnede olalım böylece" dedi. Sonra tribünlerin üstünden havai fişekler patladı. Muhteşem bir manzaraydı.

İstanbuuuuuuul! You make Metallica feel good!!


-Son-

Hiç yorum yok: